Facebook'ta takip et.Twitter'da takip et. Abone Ol!
Ahmet Selman
SEFER = YOLCULUK
06.12.2017

SEFER = YOLCULUK

 

Cenab-ı Hak celle ve ala kullarına zorluğu değil kolaylığı murad ettiği için misafir (yolcu) olanlar hakkında:

1- Namazın kısaltılması yani dörtlü farzların iki kılınması,

2- Oruç yemenin mubah olması,

3- Ayaklardaki mestlere meshetme müddetinin üç güne kadar uzatılması,

4-    Cuma   ve    Bayram   namazlarıyla   mükellef olmamaları,

5- Udhıyye kurbanı ile mükellef olmamaları,

6-  Hür olan kadınların mahremsiz sefer mesafesi olan yola çıkmamaları gibi hükümler yer almaktadır.

(Hindiyye 1/464)

Kadının mahremsiz sefere çıkması konusunda kitabın baş sayfalarına bakınız.

Namazın dört rekâtlılarını iki kılmak, Safilere göre ruhsat ise de Hanefilere göre azimettir. Yani vaciptir. Dört kılmak tahrimen mekruhtur. Zira bu durumda iki rekatta verilecek selam geciktirilmiştir, iki kılmak vacip iken, bu terk edilmiştir ve kalktığı rekatlar nafiledir. Nafileye iftidah tekbiri ile başlamak vaciptir. Dolayısıyla farzlarla nafile karışmıştır. Bu ise helal değildir. Şayet yanılarak dört kılarsa, sehiv secdesi gerekir. Zira iki rekâtta verilecek selamı geciktirmiştir.

(El-Hediyetul Alaiye m)

Misafir kişi, imamlığa geçerken; "Ben seferiyim ikinci rekatta selam verince, siz kalkar imamın arkasındaymış gibi bir şey okumadan, Fatiha okuyacak kadar kıyamda durarak namazınızı tamamlarsınız" diye hatırlatır ve ikinci rekatın oturuşunda sağa selam verince, cemaat kalkar iki rekatı denildiği şekilde tamamlar. (N.İslam)

Misafir kişi imam olup dört kıldırırsa, arkasındaki mukim olan cemaatın namazları fasit oIur. Zira misafirin üçüncü ve dördüncü rekâtları nafiledir. Arkasmdakilerin her dört rekâtı farzdır. Farz kılanın nafile kılana iktidası (uyması) sahih değildir, (ibni Abidin)

Misafir kişi, yerlisi imama uyarsa tam kılar. Sünnetleri vakti müsait ise tam kılar, değilse terkedebilir.

Yine misafirin, Ramazan orucunu yemesi ve Cuma namazım kılmaması ruhsat ise de oruç tutması, cumayı kılması azimet ve efdaldir. (Nimeti islam)

Seferiliğin tahakkuk etmesi için, orta surattaki yolculuğa itibar edilip, deve yolculuğu, yaya yolculuğu ve denizde de, mutedil rüzgârda yelkenli bir kayıkla üç günlük mesafedir. Her gün için altı saatlik yürüyüş hesabı ile 18 (on sekiz) saatlik bir mesafe kabul edilmiştir ki; saatte 5 km yol katedildiğine göre 18x5=90 km, saatte 6 km hesabı ile 18x6=108 km'lik mesafe sefer mesafesi sayılmıştır. Buna göre günde 30-35 km yol yürünmüş olmaktadır.

Elmalı Hamdi Efendi, sefer konusundaki yorumlarına itiraz eden zamanın hocalarına verdiği cevabi mektubunda özetle der ki: “Her yolun kendi mutadına göre mülahaza olunacağı fıkıhta tasrih edilmiştir. Bunu kendi mutad seyri ile mütala etmek icap eder.» dedikten sonra “Denizde vapurla, tren yolunda trenle, kara yolunda yaya ile binit yolculuğunda, 18 saatlik mesafe esas alınır. Hızlı tren orta süratin üzerinde olduğu için uçak yolculuğu gibi ona itibar edilmez. Bu yolculuklarda 18 saatten az olan mesafede seferi olunmaz.” demiştir. Ancak Diyanetin ilmihalinde bu görüşlere itibar edilmemiş, çok mesafe ve daha fazlasına ne ile gidilirse gidilsin kişi seferi sayılır. Motorlu vasıtalarla bu mesafeye gidilse hüküm değişmez.” denilmiştir. Zira motorlu vasıtalar, dünya çapında yolculuk yapılacak araç sayılamaz. Bunlarsız yolculuk yapılan memleketleri de hesaba katmak lazım. Nasıl ki namaz vakitlerinin tayin ve tesbiti güneşe göredir. Bu ölçü yeryüzünün tamamına yakın yerleşim yerleri için değişmez ölçüdür, elimizdeki saat, esas ölçü olamaz. Zira saat durmuş, düşürülmüş olabilir. Vasıtalar, ne kadar süratli ve rahat olsa dahi “kapı arkası gurbettir" atasözü yerinde söylenmiş bir sözdür ki, insan bulunduğu evinden ayrılırken, aile efradına karşı olan tutumu ile şehir dışına (başka beldeye) gideceği tutumu aynı değildir. Hanımına dönünceye kadar belli tenbihleri vardır, daha yola çıkmadan yolculuğun manevi meşakkati, ayrılık ateşi kendini göstermeye başlar ve yolculuk hali ne olur ne olmaz diye vedalaşılır. Dolayısıyla bu zamanda seferilik mi olur? Gibi şüphe ve tereddütlere mahal yoktur. Hz. Allah (cc), geleceğin kolaylıklarından, bu günkü yolculukların gereksizliğinden habibi Hz. Muhammed Mustafa'sını (sas) bilgilendirmez miydi? Hem de Müslümanlar dini görevlerini yerine getirirken, o konularda derin bilgileri olan âlimlerin bilgi ve yorumları ışığında hareket etmekle memurdur. Yoksa kendi kafa ve düşüncelerimize göre hareket edemeyiz.

Sahabeden bir zat Hz. Ömer (ra)'e şöyle demiştir; "Biz neden namazları kısaltarak kılıyoruz, hâlbuki güven içindeyiz" deyince Hz. Ömer (ra) cevaben; "Ben de aynı durumu Hz. Peygamber Efendimize sordum ve bana dedi k; 'Allah'ın size verdiği bir bağıştır. Allah'ın sadakasını (hediyesini) kabul edin' buyurdu. "(Müslim'den Zuhayli)

Hz. Aişe ( r.a.)'den rivayet edildiğine göre: " Allah Teala, namazı farz kılınca iki rekat olarak farz kılmış, daha sonra hazarda (ikamet halinde) dörde tamamlamış, sefer halinde ise ilk şekli ile bırakılmıştır.

Buhari ve Müslim

 

(Devamı Haftaya)


Bu yazı 2975 kez okundu.

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

HAVA DURUMU

AFYON

SON YORUMLAR



Afyon Türkeli Gazetesi © 2017 www.afyonturkeligazetesi.com

ÖzekNet